
Kaybetmek,şehvetle elinde tuttuklarını veya kazanmak istediklerini…
Istırap,keder ve acı…
Bütün bunlar birer Hollywood filmi öğeleri gibi gelse de bunu yaşamak hiç filmlerdeki kadar sürükleyici diil.
Ne olduğunu ne olacağını bilmek kimseye huzur verir miydi bilinmez,ancak basma kalıp her sohbet derman olmayınca, arkadaşlarla da görüşesi gelmiyor insanın. Toplu taşım araçlarındaki sevgililere pis pis bakarken buluyorum kendimi. Vücud uzuvlarıma takıyorum sonra, aşk filmleri izliyorum. Kim bilir kaç kere baştan sonra senaryasunu gözü kapalı yazabileceğim filmlerde anlam buluyorum. Araba sürerken ağlama krizine giriyor 4 lüleri yakıyorum. Toplantıda,iş görüşmelerinde müşterilerle kouşurken onun ve benim adımın her iki yanında olduğu kalbin içinden ok geçiriyorum ve kan akıtmıyor sıçratmıyorum hiçbir yere… Başka birisiyle görmeye hazırlanıyorum onu,sonsuza kabil dolaşıyorum etrafta,boş gözlerle…Sonra garip yabancıların metropolitanında eski sözlerden,alıntılardan afişler asıyorum,gece mavisi ve kırmızı neon renkli “kaybettiğiniz kadar özgürsünüz” oradaki gökdelene, “aşkın ve nefretin olmadığı yerlerde kadınlar vasattır” yazıyorum. Bunu da hemen kadın ayakkabıcısının girişindeki pankartla değiştiriyorum.
Kaybettiğimi aşağılıyorum onu sıradanlaştırıyorum. Acımı paylaşarak normalleştiriyorum. Herkesin böyle hissetmesini satıcıların gelen müşterilere somurtkan yüzlerini ,onlarla ilgilenmemesini istiyorum.
Bugün,bu hafta,bu yıl milli yas ilan edilmeli…
Ta ki yeni birisine ilgi duyanabilene,bu ateşi başka bir bedende diil,başka bir kalpte söndürebileceğimi düşününe kadar.
“bir öğrenci” dediğimde yüzüme anlamsız bakan bu kız…
Her ne kadar yeni ayrılmasamda eğer eski kız arkadaşımın ismi normal ve yazın çok kullanılan bir isim olmasa işim daha kolay olurdu belki. Bu isim öğle bir isimki tatil beldelerinde olmazsa olmaz. İnsanları sürekli onla ilgili bir eylem yapması, onunla ilgili eczane,cafe vs isimleri olması…Hatırlamamak için elimden geleni yaptım..İlk günler sahile gitmedim mesela,yanında güneşlenmedim.İlk ay geçtiğinde başka birisi bile oldu ancak her aktivitenin bana onu hatırlatması zavallıma onun adıyla seslenmeme yol açtı…
Romantik filmlerin kurbanına yol açın…
İşte böyle anların kötü bir Dj geçişleriyle artarda geldiğinde ,bütün o ıstırapla yeni dramaların uyumsuzluğu beyninizde öyle bir tınıyor ki,acıyı unutmak imkansızlaşıyor. Alkol veya göz kızartıcı ne kullanırsanız kullanın,gözlerinizin bebekleri ne derece iğne deliği gibi olursa olsun,perçimliyor..Üstüne bir tuğla daha koyuyor.Bir line daha alıyorsunuz. Duvar öyle yükseliyorki gündelik hayata geçmek için her uğraşınızda yoruluyor ve uyuya kalıyorsunuz yanında..Tek sorun her bir tuğla ağlıyor,bir şeyler anlatıyor…
Yerim o kadar arkadaki nerdeyse bu iki sevgilinin yanına oturtacaklarmış beni.. ve öğle için fazla kalabalık bu salon,cumartesi için bile.
Her sabah yıktığınız duvar daha yüksek orda durursa daha ne yapabilirsiniz. Peki uyandığınızda ellerinizi tuğla ları düzenlerken bulsaydınız…
Aklımızın tanrısına giden bir yol var,ancak şeytanına giden binlerce…
Öpüşen bir çift ten başka ne isteyebilirim bilmiyorum ve hiçte ilacım gibi durmuyorlar…
Bayılmamak için yapabilecekler hızlı nefes almak veya yüze su çarpmak derler,sonrası için kolonya yanlış bir seçim..madem sonrasında metanol alamıyorum o zaman hemen etanol e devam edip güzel bir % si olan bir burbon seçebilirim.
“beyefendi çok sarhoşsunuz,rahatsız oluyorlar” diyor.
Sevgililer rahatsız olmuş,normal zira dünya etraflarında dönüyor.
3 buz,ve mümkün olabildiğince double olmalı.
Alkollü dilim,sadece fazla mayalı içecekler bana sarhoş havası veriyor diyorum
13:11 den 13:17 ye kadar bitiyor barda.
Alkol koktuğumu ekliyor.
Kız ardaşımı arıyorum,ona saçma sapan bir randevu veriyorum,konuşmamız gerektiğini söylüyorum.
Badem ve konyak süper iyi gider,ve bu takım elbise,cumartesi öğlene kadar çalışan yorgun birine cep konyağı taşıma inceliğini gösteriyor.
Ceplerimde konyak ve badem var,şimdi miskette oynasam ne güzel olur. Bir baş seçerim ve o baş benim olur. Vurmam hatta vurdurmamak için tek başına oynarım. Bir çocuk aklı için kazanan olmak iyi ve süregelebilir de.
Çıkıyorum,kahve ısmarlama şartımı kabul ediyor. Kahve alamaz durumda mıyım? Bana kalırsa bu aklımla gömleğimin düğmeleriyle başa çıkamam…
Rakı ve viski karıştıklarında garip bir aroma tadı veriyorlar..Hele alkollü oluşunuzun verdiği özgüvene barmen in şaşkın ve gülen bakışlarıda eklenince bir Napolyon havası alıyor iştahınız ve bulunduğunuz bar Josephine in boynundan alınan eşsiz öpücükler deki hazzı satıyor size..
Taxi ye binmem gerektiğini söylemem gerek ve taxi yi yönledirmemde…
Ne kadar kazandığını soruyorum taxi ciye…Normal ve bir miktarla geri dönüyor.İşimi soruyor:
“Ben istediklerimi kaybediyorum.Bunu profosyonelce yapıyor ve geri kazanmak için bir şeyler yapmıyorum çünkü kaybedersem öğrenebiliyorum.” diyemiyorum.
“Finansal danışmanlık…”
Sayılarla arasının iyi olmadığını söylüyor. Ona kalırsa bir sahil kasabasına taşınırmış…
İşte geliyor. Hepsi vurur sonuncusu öldürür.
Deniz den para kazanmak istiyormuş.
“Ben sadece denizi istiyorum” diyorum.
Sarhoş olmanın avantajı kimsenin sizi kimse ciddiye almamasıdır.
“Huzur veriyor bana diye ekliyorum yakamoz falan”
Başıyla tasdik ediyor.
Ancak ne yakamozlar gördüğümü bilmiyor,ne de her dalgasının bende nasıl son bulduğunu da,tek bir sesi mutlu yapabiliyorken sessizliği bütün dünyamı inleten bir çığlık gibi geliyor. Bundan sonrasında tsunamileri dövse, med cezirleri perişan etse kumsallarımı,ondan yükselen tayfunları unuttursa her şeyi.
Dilekler bazen yalnız o saniyede değerlidir. Veya ancak o mizansende –benimkisi taxi nin arkasında ki koltuktu- anlam kazanır. Ve o bazı dileklerin ömrünü taximetreler belirler ,her birinin başladığı ve bittiği yer vardır,bilemediğiniz sadece kilometrelerin size nasıl yazacığıdır.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder